Hayatlarımızda bizi derinden etkileyen bazı kavramlar vardır. İnanç, bunların başında gelir. Biz insanlar, anlam arayışımızda çoğu zaman dini değerlerle buluşuruz. Peki, inanç dediğimiz bu kutsal alan, bizi nasıl şekillendiriyor? Ve bu süreçte ne zaman “denge” çizgisini kaybediyoruz? Son yıllarda bu sorulara bilimsel bir pencereden bakan oldukça dikkat çekici bir deney yapıldı. Bu çalışmanın yürütücüsü, radikalleşme süreçlerini anlamaya çalışan psikolog Dr. Nafees Hamid’di.
Bir Beyin Tarayıcısının Gördükleri: Kutsal Değerler ve Otomatik Tepkiler
Hamid’in çalışmasında, radikal dini görüşlere sahip bireylerin beyin aktiviteleri incelendi. Katılımcılara, kendileri için “kutsal” olan inançlar üzerine sorular yöneltildi. İlginç olan şu ki, bu tür değerler gündeme geldiğinde, beynin mantık, muhakeme ve esneklikle ilişkili bölgeleri neredeyse devre dışı kalıyordu. Bireyler, bu değerleri sorgulamak yerine otomatik bir bağlılıkla hareket ediyordu ama bu işin sadece bir yüzüydü.
Çünkü aynı denekte şu da görüldü: Katılımcılar, arkadaşlarının aynı kutsal değerler uğruna şiddete başvurmadığını fark ettiklerinde, kendi pozisyonlarını sorgulamaya başlayabiliyorlardı. Yani mutlaklık içinde dahi bir esneklik payı vardı. Denge, tamamen yitirilmemişti.
Peki Biz Günlük Hayatımızda Neredeyiz?
Bu deney, sadece radikal grupları değil, aslında hepimizi ilgilendiriyor. Hepimiz bir şeye inanıyoruz. Bazen bir dine, bazen bir düşünceye, bazen de bir yaşam tarzına. Ve bu inançlar bizi yönlendiriyor. Ancak dikkatli olmazsak, bu yönlendirme yerini katılığa ve hatta başkasını ötekileştirmeye bırakabiliyor. Bugün sosyal medyada, siyasette, hatta aile içinde bile bu tür mutlaklıkla örülmüş kalıplarla karşılaşıyoruz:
“Benim inancım/doğrum en hakiki olandır. Diğeri ya eksiktir ya da tehdit.”
Oysa inanç, şiddetle değil; anlamla, merhametleve dengeyle var olur.
İslam’da Denge: Vasat Ümmet
Kur’an, Müslümanları “vasat ümmet” olarak tanımlar:
“Böylece sizi orta yolu tutan bir ümmet kıldık…”(Bakara, 143)
Bu “vasatlık” sıradanlık değil, dengedir. Aşırılıklardan uzak durmak, hem inançta hem de uygulamada ölçülü olmaktır. Hz. Peygamber (s.a.v.) de bunu şöyle hatırlatır:
“Dinde aşırı gitmekten sakının. Sizden öncekiler, dinde aşırı gittikleri için helâk oldular.” Aynı şekilde, Allah’ın helal kıldığını haram saymaya çalışmanın da bir aşırılık olduğunu Kur’an şöyle bildirir:
“Allah’ın size helal kıldığı güzel ve temiz şeyleri haram kılmayın. Aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.”
(Maide, 87)
Diğer Dinlerde Denge Anlayışı
İlginçtir ki, denge vurgusu yalnızca İslam’a özgü değil.
Hristiyanlıkta “altın orta yol” anlayışı, hem ruhsal yaşamı hem dünyevi sorumlulukları dengelemenin önemine dikkat çeker.
Budizm’de “orta yol” (Majjhima Patipada), ne dünya zevklerine kapılmayı ne de aşırı çileciliği savunur; ikisinin ortasında bir yolu önerir.
Yahudilik’te de Tanrı’nın sevgisiyle korkusu arasında bir denge bulunur; sadece kurallarla ya da sadece duyguyla değil, her ikisiyle ilerlenmesi gerektiği vurgulanır.
Son Söz: İnançta Derinlik, Yaşamda Dengeyle Anlamlı
İnanç, kalbimizde bir cevher gibi durur. Onu nasıl işlediğimiz ise hem birey olarak bizim hem de toplum olarak geleceğimiz üzerinde belirleyici olur. Dr. Nafees Hamid’in deneyi bize şunu söylüyor: Kutsal olanın gücü, dengeli olmadığında tehlikeye dönüşebilir.
İslam bize dengeyi emrediyor. Diğer inanç sistemleri de öyle.
Belki de artık sormamız gereken şudur:
İnandığımız değerleri yaşarken, onları başkalarına karşı bir kılıca mı, yoksa birlikteyaşamanın anahtarına mı dönüştürüyoruz?